ÇİRKİN ESTETİĞİ BAĞLAMINDA ABJECT ART
İnsanlığın varoluşuyla birlikte ortaya çıkan sanat, geçmişten günümüze kadar geçen süreçte değişimlere uğramıştır. Bu doğrultuda insanların sanata bakış açısı değişmiş ve farklı sanat anlayışları ortaya çıkmıştır. Sanat geleneksel anlayıştan, belli kural ve kalıplardan; kural tanımayan, sınırların sanatçılar tarafından belirlendiği bir döneme gelmiştir.
Çirkinlik kavramı, klasik dönemde sanatın konusu olmuş olsa da çirkin, güzeli daha güzel olarak göstermek için değil, güzelden alınacak olan zevki arttırmak amacıyla kullanılmıştır. Geleneksel sanat anlayışında çirkinin, güzel olanın mükemmelliğini arttırdığı düşünülmektedir. Örnek olarak; birçok sanatçının, hazzın ateşiyle yanan, üzerine altın yağar bir şekilde tahtta oturan Danaë`nin yakınına ya da gerisine, uzun çenesi olan yaşlı bir kadın figürü yerleştirmeleri gibi. (Rosenkranz, 2018, s. 45). Çirkin, geleneksel sanatta güzele hizmet etmek amacıyla güzelin yanında kendine yer bulabilmiştir. Çirkin, klasik dönemde sadece bu etkileşimden bir fark yaratabilmiştir.
1853 yılında Rosenkranz`ın yazdığı “Çirkinliğin Estetiği” adlı kitabında çirkinliğin ve ahlaki kötülüğün benzerliğinden söz etmektedir. Çirkinlik, kötülüğün ve günahın yarattığı cehennemi anlatan; iyiliğin tezadı olarak güzelliğin cehennemidir. Rosenkranz, güzelliğin içinde çirkini barındırmasının bir yanılgı olduğunu, çirkinliğin ve güzelliğin karşıtı olarak estetiğin, çirkinlik kavramına bağlı kalmaya zorunlu olduğunu savunan klasik bir yaklaşımı savunmaktadır (Eco, 2009, s. 16). Rozenkranz, çirkinlik kavramının sadece güzelliğin karşıt anlamı olarak bir tanımlamadan ibaret olmadığını daha yoğun anlamlar barındırdığını söylemektedir. Geleneksel sanat anlayışında çirkin kavramı, güzel kavramının içinde araştırılmış, güzelliğin altını çizmek ve önemini belirtmek için güzel ile birlikte kullanılmıştır. Sanat tarihinde görmezden gelinen çirkin kavramı, sanatta çirkinliğin konuşulması ve tek başına ele alınması 20.yüzyıla denk gelmektedir. Sanatta olumsuz etki yaratan çirkinlik, kötülük, ölüm, savaş gibi olgular tekrar ortaya çıkmış ve sanatın konusu olmuştur.
20.yüzyıla gelindiğinde ise klasik dönemden gelen geleneksel anlayış ve estetik kurallar değişime uğramış, kavramsallaşan sanatla birlikte çalışmalar iletilmek istenen mesajlarla ve düşüncelerle yeni bir norma dönüşmüştür. 80`li yıllarda sanatçılar düşüncelerini aktarmak için yeni girişimlerde bulunmuşlardır. Bu girişimlerden biri de Abject Art`tır. Abject Art yaklaşımıyla birlikte sanatçılar, dokunulmaz denilen, iğrenç bulunan her şeyi sanatlarının içine yerleştirmişlerdir. Abject Art sanatçılarının çalışmalarında kullandıkları idrar, kan, dışkı gibi tiksinti duyulan bedensel atıkları; insanların karşı karşıya gelmek istemedikleri duyguların, korkuların ve kaygıların insanlar üzerinde yarattıkları etkileri simgelemek amacıyla kullanmışlardır.
Görsel medyanın ve toplumların dayattığı idealize vücut ölçülerini yansıtmayan çoğu kadın bedeni, görmezden gelinerek adeta toplum içerisinde bir nevi ötekileştirilmiştir. Erkeğin bakışına haz vermeyen her kadın bedeni, dışlanarak yok sayılmıştır. Hayranlık uyandırabilenler ise sadece bir obje statüsünde kalmaktadırlar. Kadın bedenleri, toplumların ve medyanın ataerkil bir bakış açısına göre tasarladıkları için nesneleştirilmiştir. Televizyon programlarında, dergilerde, reklamlarda kısacası görsel medyanın tamamında insanlar güzellik kalıplarına yönlendirilerek görsel kültürün bir parçası haline gelmiştir.Bu yönlendirmeler sadece medyayla değil aynı zamanda sanatın kendi içerisindeki dönemlerde de kendisini göstermiştir. Abject Art sanatçılarının bu bağlamda çalışmalarına bakıldığında bu kalıpların dışına çıktıklarını görmekteyiz.
Bu eserlerin, rahatsızlık ve kaygı durumlarını ortaya çıkarmak, tüyler ürperten bir etki yaratmak amacıyla kurgulanmış oldukları görülmektedir. Alışık olunmayan, tiksinti duyulan nesneleri kullanan Abject Art sanatçıları, sanatsal estetiğe değil vurgulamak istedikleri düşünceye ve mesaja odaklanmışlardır. Bu çalışmalar, çirkin estetiği üzerinden izleyicilere sundukları anlamlar üzerine kuruludur. Fakat yaşamın inkâr edilemez bir parçası olan sanatın, kuralların ve sınırların sanatçılar tarafından belirlendiği bu döneme gelebilmek için çok uzun bir süreçten geçmesi gerekmiştir.
KAYNAKÇA
Akdeniz, E. (2016). Heidegger’de metafizik eleştirisi olarak sanat yapıtı. Kilikya Felsefe Dergisi(2), 79-92.
Eco, U. (2009). Çirkinliğin tarihi. (Çev: A. Uysal Ergün, Ö. Çelik, A. Uysal, E. Akbaş, M. Barsbey, K. Akbulut, D. Arslan, B. Yılmazcan) İstanbul: Doğan Egmont Yayıncılık.
Freddman, K. (2003).Teaching visual culture. Teachers College Press.
Kavuran, T., ve Dede, B. (2014). Platon ve Aristoteles`in sanat etiği, estetik kavramı ve yansımaları. Sanat Dergisi(23), 47-64.
Rosenkranz, K. (2018). Çirkinin estetiği. (Çev:M. Özdemir) İstanbul: Muhayyel Yayıncılık.
Su, S. (2017). Güzelin ve çirkinin ötesinde estetiğin halleri. İstanbul: Can Sanat.

Yorumlar
Yorum Gönder